TEKNOLOJİ

10/10/2008 · Kategori: Gazete Yazilarim

TEKNOLOJİ

Herkes yeni cep telefonu, güzel bir bilgisayarı, ucuz ve kaliteli bir televizyonu olsun ister. Bir eve misafirliğe gittiğimizde televizyonu olmayan ev görmek artık neredeyse mümkün değil. Çoğu kişinin evinde bir bilgisayarı, bir televizyonu var. Onlar olmadığında insanlar kendilerini hayattan kopmuş hissederler. Ama zaten onları kullanırken kendilerinin hayattan koptuklarının farkında bile değildiler. Aynı evdeki insanların kimisi televizyon kimisi bilgisayar başında. Aynı evde yaşadıklarının farkında bile değiller. Hepsi farklı dünyalara dalmış. Birbirleriyle paylaştıkları sevinç, hüzün, heyecan… Hiçbir duygu kalmamış. Birbirleriyle duygularını paylaşmayan insanlar birbirlerine yabancılaşırlar.Birden tık elektrikler kesilir.. “Of ya dizinin en heyecanlı yerinde kesildi lanet elektrik.” Ya da “olamaz arkadaşımla msn de konuşuyordum ayıp oldu.”  Gibi lafları herhalde elektrik kesildiğinde çok işitmişizdir. Şimdi biz ne yapacağız duygusuyla büyük bir boşluğa düşerler. Sanki koskoca evde başka yapacak bir şey yokmuş gibi…

Eskiden ne elektrik varmış ne televizyon ne bilgisayar… Mum ışığında büyük anneler büyük babalar ne masallar anlatırmış. Artık hepsi unutulmuş şimdi hikâyeleri televizyonlar anlatıyor. Diziler, filmler… Vb. Bilgisayarda msn de arkadaşlarımızla sohbet ederken “ok, nbr, slm, tşkr, ii, sndn”gibi sözcükleri hepimiz kullanıyoruz. Peki ya ne bunlar? Türkçe değil, İngizlizce değil, Almanca değil. Ne bunlar? Kendi kendimize farkında olmadan yarattığımız kelimler. Aslında biz bunlara alıştıkça sözlü kültür yavaş yavaş siliniyor.

Bayramlarda eskiden insanlar birbirlerine kartpostallar ve mektuplar yazarak sevgilerini onlara iletirlermiş. Şimdiyse insanlar cep telefonuyla klasik kopyala yapıştır yoluyla kendi duygularını belirtmeden smsler gönderiyor. Kimin yazdığı belli bile değil. “Bayramınızı en içten duygularla kutlar Büyüklerin ellerinden, Küçüklerin gözlerinden öperiz saygılar.” Gibi. Eeski mektuplarda uzun uzun dile getirilirmiş duygular şimdi nerde?

Teknoloji insanların daha rahat ve daha konforlu yaşamalarını sağlamak yerine onlarda bağımlılık yapmış durumda. Bir yere gittiğimizde o kişinin televizyonu yoksa “aa senin televizyonun yok mu? Çok garip televizyonu olmayan ev olur mu hiç?” deriz. Peki, neden almıştır evine parası olmadığı için mi? Yoksa bunun gereksiz olduğunu düşündüğü için mi? Herhangi birisi. Aslında televizyon hiçte kötü bir şey değil, ama insanlar bu aleti kendi elleriyle kötüleştirdiler.

İnsanlar teknolojiyi bir ihtiyaç olarak değil zevk ve eğlence için kullanıyor. Hiç kimse internete araştırmak için girmiyor. Oyun siteleri tavan yapmış durumda. Teknoloji insanların kölesi olacağına, insanlar teknolojinin kölesi olmuş durumda…

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DÜNYA BARIŞI

14/9/2008 · Kategori: Gazete Yazilarim

DÜNYA BARIŞI

     İnsanlar anlamsız hırsları yüzünden savaşlar yapıyorlar. Dünya yavaş yavaş acı sona doğru yaklaşıyor. Ama bu kimsenin umurunda bile değil ülkeler daha fazla toprak kazanabilmek için onca masum insanın canına kıyıyor.   Peki, bu insanların hesabını kim verecek? Bu ülkelere sorsanız hepsi dünya barışından yana olduklarını söyleyecekler. Bu mu dünya barışı, bu mu kardeşlik, bu mu sevgi?

       Kendi ülkelerinin güzelliklerin ve zenginliklerin farkına varmadan başka ülkeleri ele geçirip insanları köleleri yapmak isteyen devletler o kadar çok ki… .Örneğin Amerika Birleşik Devletleri Irak’ı geliştirip demokrasiyi kuracağız bahanesi ile Irak’ın topraklarına girdi. Asıl amaç bu muydu? Tabii ki değil tek sebep Irak toprakları altındaki petrol zenginliği. Petrol için Irak’taki binlerce masum insan ve çocuk bu savaşta hayatını kaybetti ya da sakat kaldı.

      Yazarlar, şairler, müzisyenler hepsi dünya barışı ile ilgili tonlarca eser bırakırken bu eserlere barış ödülleri veren devletler   ” A evet haklısınız dünya barışı çok çok önemli” derken öbür taraftan sessizce ama bizim de büyümemiz, diğer ülkeler gibi zengin olmamız gerekiyor diyorlar.  İşte insanlar kendi elleriyle bu yaşlı dünyamızın sonunu hazırlıyorlar.   

            Dünyayı sarsan en büyük savaş 1 Eylül 1939 yılında başladı. Faşist lider Hitler’in Polonya’yı işgalinden tam 69 yıl geçmesine karşın savaşlar, çatışmalar, işgaller, sivil ölümler ve silahlanma çılgınlığı hiç bitmedi. Birleşmiş Milletler 1984 yılında bu acıların bir daha yaşanmaması dolayısıyla 6 yıllık süren bu korkunç savaşın başlangıcı olan 1Eylül’ü dünya barış günü ilan etti. Ama dünya bu sene ki 1 Eylül’ü savaşlar ve ölümlerin gölgesinde kutluyor.

            Türkiye ve PKK’ya değinelim.2008’in başından beri şiddetlenen çatışma ortamı hızını arttırdı. PKK’nın mayınlı saldırısından dolayı 100 askerimiz hayatını kayıp ederken onlarca insanımız sakat kaldı. Çatışmalarda 500’ün üzerinde terör örgütü üyesi öldü. Ülkemizde gerçekleştirilen bombalı saldırılarda onlarca insan öldü. Her gün silahlardan 1000 kişi yaşamını yitirirken bu sayının 250’sini ülkeler arasındaki savaş koşulları oluşturuyor.

Ülkeler müthiş bir silahlanma yarışı içinde. Silaha harcanan bu paraları eğitime ya da sağlığa yatırsalar gelişip büyüyebilirler, zenginleşebilirler. Bu durumda savaşlara da ihtiyaç kalmaz.  Ancak kimse bunu düşünmüyor. “Ne kadar çok silah alırsak iyidir. Bomba  alalım mayın da hatta atom bombası….

     Barışın ne demek olduğunu unutan acıma duygusunu kaybeden insanları ölüme terk eden bu ülkeler hiçbir çaba göstermeyip savaş yoluyla ülkeleri bölmeye çalışıyorlar. Para için, bir anlık heves için. Ama bu yapılan savaşlar bir gün insanlığa pahalıya mal olacak.

          Bir örnek vermek istiyorum. 2.Dünya Savaşında Amerika’nın Hiroşima’ya attığı atom bombası yüzünden milyonlarca insan yanarak hayatını kayıp etti. Şu anda bile atom bombasının olumsuz etkisini bitkiler, hayvanlar hatta sakat doğan çocuklar üzerinde görebiliriz.

          Şimdi sizlerle Nazım Hikmet’in en güzel şiirlerinden biri olan Kız Çocuğu adlı şiiri paylaşmak istiyorum.

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim                                            

Kapıları birer birer.

Gözünüze görünemem

Göze görünmez ölüler.

 

Hiroşima’da öleli,

Oluyor bir on yıl kadar.

Yedi yaşında bir kızım,

Büyümez ölü çocuklar.

 

Saçlarım tutuştu önce,

Gözlerim yandı kavruldu.

Bir avuç kül oluverdim,

Külüm havaya savruldu.

 

Benim sizden kendim için

Hiçbir isteğim yok.

Şeker bile yiyemez ki,

Kâğıt gibi yanan çocuk.

 

Çalıyorum kapınızı,

Teyze, amca bir imza ver.                        

Çocuklar öldürülmesin

Şekerde yiyebilsinler!

 

NAZIM HİKMET                                              E-mail adresim: rana.stella@hotmail.com

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!